Çok da şaşırtıcı olmayan nedenlerle Türkiye’de yaşayan birçok insanın aklından geçen ilk düşünce maalesef “Nasıl yurt dışına çıkarız?” sorusu oluyor. Ciddi oranlarla yurt dışına göç veren bir toplum haline geldik. Kaynağını tam doğrulayamasam da şu yazıya göre Türkiye’den yurt dışına göç %53 artmış. Elbette bu oranların tam anlamıyla ne ifade ettiğini anlamak zor. Ancak bu düşünceye kapılan kişilerin kafasında genelde tek bir soru oluyor: Göç edeceğiz de nereye? Amerika mı Almanya mı? Doğru seçenek hangisi?

Bu konuyu aslında birçok açıdan daha önce analiz etmiştim. “Almanya mı Amerika mı?” başlığıyla yaptığım videoda detaylıca anlatmıştım. Bu arada o video, kanalın en çok izlenen ilk beş videosu arasında. Neden mi? Çünkü insanlar bu konuda umutla araştırma yapıyor ve tüm içerikleri tüketmeye çalışıyor. İzlemeyenler için şuraya bırakayım:

Almanya mı Amerika mı?

Bu yazıda, konuyu daha sade bir şekilde ele almak istiyorum. Bu iki ülkede de yeterince çalışmış biri olarak sadece “çalışma hayatı” açısından Almanya mı Amerika mı sorusuna cevap vermeye çalışacağım.

Umarım youtube kanalımı takip ediyorsunuz ayrıca instagram ve facebookta da takibiniz devam ediyordur, abone olursanız yazılarımı email olarak alırsınız hemen okuma fırsatınız olur benden söylemesi tabi, keyfiniz bilir… Ayrıca proje yönetimi konularında daha fazla bilgi için blogun bu bölümüne bir göz atın.

Almanya mı Amerika mı?

Almanya’da Çalışmak: Disiplin, Kural ve Sessizlik

İlk durağımız Almanya. Size elimden geldiğince durumu tasvir etmeye çalışayım. Almanya’da evinizden çıktığınızda sabahın erken saatlerinde manzara şu şekildedir: Günün ilk ışıklarında trenlere doluşan insanlar, puslu bulutlu bir hava, güneş her zaman görülmez. Bisiklet ve otobüs tercih edenler de elbette var. Bu arada bisiklet ulaşımına bir parantez açalım: Ciddi bir yoğunluk ve kuralları olan bisiklet yolları mevcut. Ofislerde bisiklet saklama alanları var ve neredeyse her ofiste duş ve soyunma odası standart.

Tren istasyonlarının neredeyse hepsinde sabah kahvaltısı için sandviç satan küçük mağazalar var; oldukça güzel tatlar sunuyorlar. Ekmek Almanlar için önemli ama tüketimi bizim kadar yoğun değil. Trenler konforlu, klimalı, temiz. İnsanlar çok güler yüzlü olmasa da iletişime açıklar. Genelde bu tren yolculukları kısa sürüyor. Ancak sorun, trenlerin 15–20 dakika aralıklarla gelmesinde. DB (Deutsche Bahn) tahmin edildiği kadar dakik değil.

Tren istasyona varıyor. Bazıları tren değiştiriyor, bazıları otobüse yetişmeye çalışıyor, kimisi işine yürüyor. Binalar eski ve kasvetli; Amerika’daki yeni ve güzel kampüslerin keyfi burada yok. Çoğu ofiste ve evde klima da bulunmuyor. Gerek görmüyorlar; yeterince sıcak olmadığını düşünüyorlar. Açık ofisler bana kalırsa ergonomik ama çok konforlu değil. Çalışma ortamında gülümsemeyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Dakiklik önemli. Her şeyin planlanması gerekiyor. Spontane bir işi yapmak veya bir soruya anında cevap vermek konusunda gerçekten kötüler. Beraber öğle yemeğine çıkmak için bile çoğu zaman toplantı daveti gönderiyorlar. Ofislerde kantin tarzı yerler olabiliyor, ücretin bir bölümü şirket, bir bölümü de çalışan tarafından karşılanıyor. Çalışma koşulları net değil; herkesin geliş-gidiş saati aynı değil ama genelde önceden planlı.

Verimli çalıştıklarını düşünmüyorum. Bir Alman’dan biraz esneklik beklersiniz; sonuç genelde “hayır” olur. Oturup adam akıllı konuşmak zor. Çalışma saatleri gerçekten çok az. Bu nedenle takvimleri toplantılarla dolu; iş yapmaya vakit kalmıyor. Yetmezmiş gibi uzun tatillere bayılıyorlar. Az çalışıyorlar, esneklik ekleniyor, 4–5 hafta tatil yapıyorlar. Üstüne 12–13 gün resmi tatil geliyor. Yani millet sürekli arazi… Sonra da neden bizim ekonomi kötü oldu vs.

Aynı zamanda işten çıkarılma gibi bir korku yok. Toplu işten çıkarmalar büyük olaylara sebep oluyor. Bireysel olarak da ciddi bir problem yaşanmadıkça iş güvenceniz var. Yani düşük performansla bile çalışsanız işiniz güvence altında.

Kişilik olarak iyi insanlar. Kurallara çok bağlılar. Hobileri genelde doğa sporları. Doğaya gerçekten bağlılar. Mesela bir çalışan, şirketin doğayı yeterince korumadığını düşünerek istifa etti ve daha doğa dostu bir şirkette, daha düşük maaşla işe başladı. Dedikoduya da şaşırtıcı derecede meraklılar.

Şirketler su dışındaki her şey için para istiyor: kahve, çay, öğle yemeği, park yeri… Tuvaletten para almamalarına şaşırdım açıkçası. Ama hakkını verelim, ofislerdeki kahve makineleri harika. Taze çekirdekten öğüten, 8–10 çeşit kahve hazırlayabilen makineler.

Sosyal haklar şaşırtıcı derecede iyi: Haftada 35–38 saat arası çalışma, yılda 5–6 hafta izin standart gibi. Hastalık izinlerinde sınırlama yok. Hastaysanız işe gelmeniz beklenmiyor. İzin sırasında da sizi arayan olmuyor. Ancak yönetici pozisyonlarında maaşlar Türkiye’nin biraz altında kalıyor. Almanya’da hayat Türkiye’den ucuz gibi görünse de ikna olmuş değilim. Bazı ürünler ucuz olsa da kira hâlâ yüksek. Yeni mezun maaşıyla kıyaslarsanız göç mantıklı olabilir ama Türkiye’de zaten yöneticiyseniz aynı işi Almanya’da yapmak anlamsız geliyor. Bu yazıda Avrupa özelinde Almanya’yı ele alıyorum çünkü Avrupa Birliği’nin en gelişmiş ülkesi. Ekonomi kıyaslamasında Amerika ile yarışamaz.

Almanya coğrafi olarak da çok yakın. İzmir’e 2–3 saatte ulaşılabiliyor, biletler ucuz. Orta Avrupa’da yer alıyor. Arabanızla Macaristan, Polonya, Avusturya, Hollanda, İsviçre, İtalya, İspanya, Fransa gibi ülkelere kısa sürede ulaşabilirsiniz. Kültür ve coğrafya açısından baktığınızda Almanya mantıklı bir seçim.

Ülkede sağlık sigortası var; bu konuda şirketlerin ekstra bir şey yapmasına gerek yok. Ayrıca çokça şikâyet edilse de işleyen bir emeklilik sistemi mevcut.

Kültür demişken, Alman kültürü ilginç. Kuralcılık, doğada vakit geçirmek, tutumluluk, minimalizm, çıplaklık, dakiklik, bira ve şinitzel… Münih özelinde festivallere bayılıyorlar. Geleneksel kıyafetlerini gururla taşıyorlar. Her hafta sonu yapılacak bir şeyler bulmak mümkün ama “Alman gibi” yaşamak şart. Tezatlıklar da var. Tiyatroya giderken şık giyiniyorlar ama karşı cinsten biriyle akşam yemeğine çıkarken pek özen göstermiyorlar. Bisikletle gelip ter kokarak toplantıya girmeleri mümkün.

Almanya mı Amerika mı? – Amerika’da Çalışmak – Özgürlük, Çaba ve Rekabet

İkinci durağımız Amerika, özel olarak da Texas (New York’u hariç tutuyorum çünkü Amerika’yı tam olarak yansıtmıyor).

Sabah uyandınız, evinizde mis gibi kahve kokusu… İlk iş duşa girmek. Çünkü Amerika’da iş yerinde ter kokusu kabul edilebilir bir şey değil. Çok şık olmanız beklenmiyor ama temiz olmanız şart. Kahvenizi içtikten sonra garajınıza geçiyor ve sabah erken saatlerde yola çıkıyorsunuz.

Eğer eviniz ofise yakınsa şanslısınız. Ara yollarda trafik az, ancak otoyola çıkmanız gerekiyorsa yoğun bir trafik sizi bekliyor. Toplu taşıma pek tercih edilmiyor, zaten çoğu yerde yeterince güvenli de değil.

Ofise vardığınızda size kapıyı ya da asansörü tutan, hal hatır soran, kısa konuşmalar yapmaktan keyif alan gülümseyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Adlarını bilmeseniz bile gününüz güzel başlıyor. Ofiste yeterince park yeri var. Binalar bakımlı ve genelde yeni. İçeride sıcaklık sabit: 23–24 derece. Aşırı sıcak ya da soğuk günlerde bile ortam sabit kalıyor.

Çay kahve ücretsiz ama keurig tipi makinelerden çıkıyor; keyifli değil. Yemekhane yok. Amerikalılar genelde evden sandviç, cips getiriyor ya da dışarı çıkıyor. Türkiye’deki gibi “sodexo” mantığında bir uygulama yok. Her şeyden siz sorumlusunuz.

Çalışma saatleri 40 saat ama Türkiye’ye daha yakın bir mantık var: İş bitecek. Gerekirse fazla mesai yapılır. Almanya’daki gibi “iş bitince biter” değil, “verilen sürede bitmeli” anlayışı hâkim.

Maaşlar piyasaya ve yeteneklerinize göre şekilleniyor. Şirket skalası değil, sizin pazarlık gücünüz önemli. Sadakat pek anlam ifade etmiyor. Şirket kötüyse çalışan sadakat göstermiyor, piyasa iyiyse şirket de çalışanına sadakat göstermiyor. Kapitalizmin zirvesi burada yaşanıyor.

Sizden en az 40 saat çalışma bekleniyor ama 50 saat çalıştıran firmalar da var. İzin politikası 10–15 gün civarı. Genelde 2–3 haftalık izin alabilirsiniz. İzinliyken aranmanız, toplantıya katılmanız olağan.

Sağlık sigortası şirket ve çalışan arasında paylaşılıyor. Şirket sigorta firmalarıyla anlaşıyor. Ancak yeterli değil; doktor ziyaretlerinde katkı payı ödüyorsunuz. Amerika’da daha hızlı ve kaliteli sağlık hizmeti alınıyor. Almanya’da ise sistem ücretsiz ama daha yavaş.

Emeklilik için 401K sistemi var. Yatırım yaparak geleceğinizi güvence altına almanız bekleniyor. Detayları başka bir videoda anlatırım.

Benim motivasyonum para. Çalışmak benim için zevk değil, bu yüzden sosyal haklardan çok maaşa bakarım. Madem yurt dışında çalışıyoruz, kazanacağımız şey bol tatil değil bol para olmalı.

Almanya mı Amerika mı? Sorusunun yanıtı benim için Amerika.
Peki sizin cevabınız nedir?
Yorumlara yazın, konuşalım.

Konuyu bir de chatgpt’ye sorduk bu şekilde bir analiz yaptı, iki ülke berabere kaldılar..

AlmanyaAmerika
Olumlu / Olumsuz YönPuanOlumlu / Olumsuz YönPuan
İş güvencesi yüksek5Yüksek maaş potansiyeli5
Sosyal haklar güçlü5Performansa dayalı yükselme5
Disiplinli iş kültürü4Geniş kariyer seçenekleri4
Avrupa içi ulaşım kolaylığı4Modern ofis ortamları4
Ücretsiz sağlık sistemi5Sıcak iş ilişkileri4
Serbest dolaşım avantajı4Networking kültürü5
Gelişmiş kamu hizmetleri4Yeniliklere açıklık4
Doğa ile iç içe yaşam3Girişimcilik fırsatları5
Almanca bilenler için kariyer3Göçmenlere destek3
Esnek çalışmanın eksikliği-2İşten çıkarılma riski-2
Verimsiz iş düzeni-2Zayıf sosyal haklar-2
Düşük maaşlar-2Dengesiz iş-özel yaşam-2
Kötü ofis koşulları-2Aile-iş çakışması-3
Soğuk sosyal yapı-2Sağlık maliyeti yüksek-2
Kariyer ilerlemesi yavaş-2Stres ve rekabet baskısı-3
Katı kurallar-2Göçmen statüsü belirsiz-3
Sosyal entegrasyon zor-3Krizde göçmenler etkilenir-3
Aile uyumu zor-3
Toplam (Olumlu +)**38**Toplam (Olumlu +)**40**
Toplam (Olumsuz -)**-20**Toplam (Olumsuz -)**-22**
Genel Toplam18Genel Toplam18


Gezgin Şantiyeci sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

1 Comment

  1. Pingback: Amerika'da Şantiye Hayatı - Gezgin Şantiyeci

Düşünceleriniz benim için önemli!