Amerika’da Yaşamak diyince aklıma şu anı geldi. Kurban Bayramı’nın birinci günü, toplantı odasında oturmuş projenin ne zaman biteceğine dair bir plan yapmaya çalışıyorum. Direktör bana “ne zaman bitireceksin?” diye soruyor. O an aklım çocukluğuma gidiyor—bayram sabahları, akrabalar, kokular, neşe… Sonra direktörün sorusu beni tekrar gerçeğe çekiyor.

O an göçmenliğin acı gerçeğiyle yüzleşiyorum: Bu ülkenin en büyük bayramı Kurban Bayramı değil, Thanksgiving. Ve ben artık yeni bayramlarla, yeni kutlamalarla, yeni ritimlerle yaşamak zorundayım. Kendi bayramlarım ise sadece benim için anlam taşıyan, kimsenin fark etmediği, hayatın durmadığı günler. Amerika’da yaşamak, sadece iyi bir işe sahip olmak değil; tamamen yeni bir hayat inşa etmek ve eski hayatının bir kısmını sessizce geride bırakmak demek.

Yazıma geçmeden önce facebook sayfamı şu linki tıklayarak beğenmeyi ve youtube kanalıma abone olmayı unutmayın. Ayrıca bloguma abone olursanız yeni yazılarımdan ilk siz haberdar olursunuz.

Balayı Evresi: Göz Kamaştıran Başlangıç

Amerika’da yaşamak üzerine düşünen bir göçmenin, gün batımında ofis penceresinden Amerikan şehir manzarasına bakarken yaşadığı yalnızlık ve içsel sorgulama.
Amerika’da Yaşamak

Amerika’ya ilk geldiğinizde kendinizi bir film sahnesinde gibi hissedersiniz. Her şey daha büyük, daha temiz, daha “organize” görünür. Maaşınız Türkiye’dekinin katlarıdır, süpermarkette istediğiniz her ürünü bulursunuz, trafikte kimse korna çalmaz.

Bu dönem gerçekten de bir balayı gibidir. Yeni keşifler, yeni deneyimler, yeni umutlar… Ancak tıpkı bir balayı gibi, bu da biter. Göçmenliğin evreleri için şu yazıyı inceleyin.

Sessizliğin Ağırlığı: Sosyal Hayatın Gerçeği

Amerika’daki en büyük şoklardan biri sosyal hayatın doğasıdır. Akdeniz kültüründen geliyorsanız, spontane ziyaretlere, saatlerce süren sohbetlere, ailenin her an yanınızda olmasına alışkınsınızdır. Burada her şey planlanır, programlanır, sınırlandırılır.

Komşunuz sizinle kibar ama mesafelidir. “How are you?” diye sorar ama cevabı beklemez. İş arkadaşlarınız saat 17.00’de ofisten çıkar, hafta sonu yapacakları aktiviteleri bir ay önceden planlar. Spontane bir kahve içmeye çağırdığınızda “takvimime bakmam lazım” der.

Bu mesafe kötü niyetten değil, farklı bir kültürel yapıdan kaynaklanır. Amerikalılar için özel alan kutsaldır, sınırlar nettir. Siz ise belki de ilk kez hayatınızda bu kadar yalnız hissedersiniz.

Pratik Zorluklar: Baştan Başlamak

Göçmenliğin romantik olmayan yüzü bürokrasidir. 40 yaşındasınız ama yeniden ehliyet sınavına girersiniz. Türkiye’deki 15 yıllık kredi geçmişiniz burada hiçbir şey ifade etmez; kredi kartı bile alamazsınız. Her kurumu aramak, her prosedürü öğrenmek, her formu doldurmak—üstelik yabancı bir dilde.

İlk birkaç ay hayatınız şuna benzer: DMV’de sıra beklemek, sosyal güvenlik ofisinde form doldurmak, doktor bulmaya çalışmak, sigorta sistemini anlamaya çalışmak. Türkiye’de başarılı bir profesyoneldiniz; burada ise kendinizi sürekli açıklamak ve ispat etmek zorundasınız. Sudan çıkmış balık olmak nedir artık biliyorsunuz.

Arabanız Yoksa Hayatınız da Yok

Türkiye’de toplu taşımayla her yere gidebilirdiniz. Amerika’da yaşamak ise araba olmadan neredeyse imkansızdır (birkaç büyük şehir hariç). Market 5 km, doktor 15 km, arkadaşınız 30 km ötede. Arabanız arızalanırsa sosyal hayatınız da durur.

Bu sadece ulaşım meselesi değil, aynı zamanda bağımsızlık meselesidir. Eşler arasında bile “arabayı kim alacak” tartışmaları başlar. Tek arabalı aileler hayatlarını askeri disiplinle planlar.

İlişkiniz Sınavda

Eğer eşinizle birlikte geldiyseniz, ilişkiniz hiç olmadığı kadar test edilir. Türkiye’deki sosyal çevreniz, aileniz, rutininiz—hepsi geride kalmıştır. Artık birbirinize her zamankinden daha çok muhtaçsınızdır, ama muhtemelen her ikiniz de ciddi bir stres altındasınızdır.

Biri uyum sağlamakta zorlanıyorsa, ev içi dinamikler gerginleşir. Belki biri işini sevmiyordur, belki biri arkadaş edinemiyordur, belki biri Türkiye’yi çok özlüyordur. Dışarıya yansıtılamayan bu duygular, zamanla ilişkiye yansır.

Görünmeyen Bedel: Kültürel Kimlik Krizi

Zamanla fark edersiniz ki burada başarılı olmak için sadece dili öğrenmek yetmez. Şakaları anlamak, referansları bilmek, davranış kodlarını çözmek gerekir. Sürekli bir “çeviri modundasınızdır”—sadece dili anlamak değildir sorun… Kültür de karşınıza dikilir.

Türkiye’ye döndüğünüzde ise artık oraya da tam ait hissetmezsiniz. Anlattığınız sorunlar “lüks problemler” olarak görülür. İki kültür arasında, hiçbirine tam olarak ait olamadan asılı kalırsınız.

Peki Ya Ekonomik Kazanç?

Evet, maaşlar daha yüksektir. Evet, alım gücü artar. Ama yaşam maliyetleri de yüksektir. Sağlık sigortası maaşınızdan ciddi bir pay alır, kiralar dudak uçuklatır, çocuk bakımı astronomiktir.

Daha önemlisi, paranın mutluluk getirdiği yanılgısı kısa sürede dağılır. Büyük ev güzeldir ama içinde yalnızsanız ne anlamı vardır? Yüksek maaş tatmin edicidir ama aileni göremiyorsan, neyi kutlarsın?

Sonuç: Herkes İçin Değil, Ama İmkansız da Değil

Amerika herkes için değildir. Sosyal bağlarına, ailene, kültürüne çok bağlıysan, buradaki maddi kazançlar bu kaybı telafi etmeyebilir. Ama içe dönük, bağımsız ve değişime açıksan, burada kendine bir hayat kurabilirsin.

Kimine göre bu bedel ödemeye değerdir, kimine göre değildir. Önemli olan bu kararı gözün açıkken ve gerçekçi beklentilerle vermektir.

Ben mi? Hâlâ buradayım, 15 yıl oldu ama hâlâ uyum sağlamaya çalışıyorum. Bazı günler “en doğru kararı verdim” diyorum, bazı günler İstanbul’un trafiğini bile özlüyorum. Belki de göçmenlik budur: sürekli iki duygu arasında salınmak.

Ve bu da beklenen bence.


Not: Bu yazı kişisel deneyimlerime dayanıyor. Sizin hikayeniz farklı olabilir. Göç etmeden önce mümkün olduğunca çok kaynak araştırın, farklı deneyimleri dinleyin ve kendi değerlerinizi netleştirin. Amerika bir fırsat diyarı olabilir; ama hangi bedeller karşılığında—buna siz karar verin. Ayrıca deneyimlerinizi yorumlarda paylaşın beraber tartışalım.


Gezgin Şantiyeci sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Düşünceleriniz benim için önemli!