Amerika’da yüksek linsans yazımın yorumlarında bir takipçi, F-1 vizesi ile Amerika’ya gelmenin gerçeklerini anlatmamı istedi. Ben de size üç hikâye anlatayım dedim.
İsimler elbette değiştirilmiştir. Ama yaşananlar gerçektir.
Kıssadan hisseyi ise her zamanki gibi size bırakıyorum.
Yazıma geçmeden önce Amerika’da günlük yaşamı takip etmek isterseniz instagramda beni takip edebilir sorularınıza daha hızlı cevap alabilirsiniz. Yazdığım yazılardan haberdar olmak istiyorsanız, bloga abone olun ve facebookta kanal sayfasını takip edin. Ayrıca youtube kanalımda da bir çok konuda bilgi bulabilirsiniz.
F-1 Vizesi Nedir?
F-1 vizesi, Amerika’da eğitim almak için verilen bir öğrenci vizesidir. Kâğıt üzerinde kurallar nettir:
- Okula gidersin
- Tam zamanlı çalışamazsın
- Geçimini yasal yollarla sağlarsın
Ama gerçek hayat… çoğu zaman bu kâğıdın yazdıklarından farklı işler.
Ayşe’nin Hikâyesi:
Ayşe, Türkiye’de İşletme Mühendisliği okumuştu. İngilizcesini yeterli bulmuyordu ve kendi kendine şöyle dedi:
“Amerika’ya gidersem bu dili çözerim.”
Bir okul buldu, F-1 vizesi aldı ve New York’a geldi.
Amerika pahalıydı. Hem de düşündüğünden çok daha pahalı.
Bir gün bir barın eleman aradığını gördü. “Bu işi yaparım” dedi.
Gündüz okuldaydı. Akşam barmenlik yapıyordu.

Bir süre sonra fark etti ki, haftada sadece üç gece çalışarak Türkiye’de on yıl deneyimli birçok mühendisten daha fazla kazanıyordu.
“Neden döneyim ki?” dedi.
F-1 vizesi ile okul değiştirerek statüsünü korudu. Ama Amerika’dan bir türlü kopamadı.
Yıllar geçti. Ayşe âşık oldu.
Bir süre sonra hayatına giren cana yakın bir Amerikalı şöyle dedi: “Ben seninle karşılık beklemeden evlenirim.”
Bugün Ayşe Amerikan pasaportlu. New York’ta yaşıyor. Hâlâ barmenlik yapıyor.
Canan’ın Hikâyesi:
Canan da F-1 vizesiyle geldi. Onun da amacı İngilizce öğrenmekti.
Ama Canan’ın Ayşe’den önemli bir farkı vardı: Cebinde çok az para vardı.
Gündüzleri okula gitti, akşamları Türk lokantalarında çalıştı.
Çaresizlik insanı savunmasız yapıyor. Bazı işverenler de bunu çok iyi biliyor.
Verilen sözler tutulmadı. Ödemeler gecikti. Çalışma şartları ağırlaştı.
New Jersey’de bir ev… Dört oda. Her odada birkaç ranza.
Ev sahibi için çok kârlı bir işti. Ama içeride kalanlar için zor bir hayat.
Yıllar geçti. Canan da sonunda bir Amerikalıyla evlendi.
Bugün hâlâ Amerika’da. Ama mutlu mu? Değil.
Ali’nin Hikâyesi: Risk ve Belirsizlik
Ali, F-1 vizesi ile geldi ama hedefi en başından belliydi: Ne olursa olsun Amerika’da kalmak.
Çalıştı. Risk aldı. Küçük işler yaptı, sonra kiosk işi kurdu.
Para kazanmaya başladı. İşi büyüyordu.
Aslında istese E-2 gibi daha sağlam bir yola girebilirdi. Ama erteledi.
“Bir şey olmaz” dedi. “Bir şekilde devam eder.”
Ta ki şartlar değişene kadar.
Göçmenlik politikaları sertleştiğinde, Ali’nin kurduğu düzen de sallanmaya başladı.
Şimdi geleceği belirsiz.
F-1 Vizesi Gerçeği
Bu üç hikâye bize şunu gösteriyor:
- Ayşe, konforu seçti
- Canan, çaresizliğin bedelini ödedi
- Ali, riski hafife aldı
F-1 vizesi bir kapı açar. Ama o kapıdan sonrası tamamen sana bağlıdır.
Kimisi şans bulur. Kimisi sömürülür. Kimisi de belirsizlikle yaşar.
Son Söz
Amerika’ya gelmek zor değil. Doğru şekilde gelmek zor.
Sana Soruyorum
Sen bu üç hikâyeden hangisine daha yakın hissediyorsun?
Ve asıl soru: F-1 vizesiyle Amerika’ya gelmeye gerçekten değer mi?
Yorumlara yaz. Konuşalım.
Gezgin Şantiyeci sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.