Bu blogda anlattıklarım, inşaat mühendisliğinin sadece projelerle değil, hayatın ta kendisiyle ilgili olduğunu gösteriyor. Yurtdışında çalışmak, birçok mühendis için ulaşılması güç bir hedef gibi görünse de, bu hayalin ardında hiç de azımsanmayacak zorluklar ve öğretici deneyimler yatıyor.
Ama dürüst olmak gerekirse, blog hâlâ hak ettiği ilgiyi görmüyor. Okuyan sayısı az, etkileşim sınırlı. Oysa burada paylaştığım deneyimler, belki de bir mühendisin yurt dışı yolculuğundaki en gerçek rehber olabilir.
Sanırım ilkkez 15 sene önce sizlerle anılarımı gördüklerimi yaşadıklarımı paylaşmaya başladım. Bu önce bir blogtu sonra bir facebook grubu sonra bir youtube kanalı sonra bir instagram hesabı ve artık abone olabileceğiniz bir web sitesi haline geldi. Her ne kadar bazen bunları kendi haline bıraksam da sizden gelen bir mesaj bir bile beni ilginç bir şekilde tekrar size birşeyler anlatmaya gittiğim yolu paylaşmaya ve sizi de teşvik etmeye motive ediyor. Bu iletişim yollarının 10 bin 20 bin kişilere ulaşması bana bir katkı sağlamacak ama bu rakamlar hem motivasyon kaynağı olacak hem de birilerinin hayatını değiştirecek
Bu yüzden senden küçük bir ricam var: Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, lütfen paylaş. Facebook’ta, Twitter’da, Ekşi Sözlük’te veya LinkedIn’de… Böylece daha fazla inşaat mühendisine ulaşabiliriz. Her paylaşım bir başka yolculuğa ışık tutabilir.
Konuma geri dönersek, 2005 yılında çıktım yurt dışına Kazakistan , Umman , Rusya, Azarbaycan , Almanya, Kanada, Amerika şeklinde ilerledi süreç. Şantiye hayatı her yerde zordur bilirsiniz bir üstüne gurbeti eklerseniz daha zorlaştırırsınız. Bazen canınızı bulunduğunuz ülkenin dilini konuşamak sıkar, bazen de ülkenin kültürün zorluğu, bazen bir arkadaşınız evlenir düğününe gidemezsiniz, bazen bir yakının hastaneye düşer izin peşinde bilet peşinde koşarsınız.

1. Dil Bariyeri – Yurtdışında Çalışmak Düşüncesinde İlk Zorluk
Bir hayal etmeyi deneyin, daha önce hiç yurt dışına çıkmamışsınız, hayatında öğrendiğiniz tek yabancı dil İngilizce, hadi biraz da Almanca biliyorsunuz ve tüm dünyanın da en azından bir seviyede İngilizce konuştuğunu düşünüyorsunuz. Neden mi böyle düşünüyorsunuz? Çünkü siz konuşuyorsanız onlar da konuşuyordur değil mi? Öyle değil işte.
Yabancı bir ülkede çalışmanın en büyük zorluklarından biri, kelimelerin birer duvar gibi karşınıza dikilmesi. Dil yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir güven meselesi. Kendinizi ne kadar iyi ifade ederseniz, o kadar kabul görüyorsunuz.
İlk yurt dışına çıktığında ilk istikamet Kazakistan oldu, şurada detaylı anlatım bakarsınız ancak. İlk defa yurt dışına çıkan biri olarak vizeye ihtiyacım olduğunu biliyordum ama Turist vizesiyle çalışma vizesi arasındaki farktan haberin yok mesela. Kazakistan’ın ilk indiğimde pasaport kontrolü dili anlamayarak da olsa bir şekilde geçtim hatta dili anlamamak daha iyi oldu desem yeridir. Sorulara cevap veremediğim için bıraktılar beni. Ama valiz alırken baya zorlandım. Daha sonradan öğrendiğim kadarıyla Türkiye’de verilen bagaj fişinizin yanınızda olması gerekiyormuş çünkü kontrol ediyorlarmış sizin bagajınız mı diye. Elbette ben bunu da adamın ne söylediğini de anlamadığım için 20 dakkika elimdeki valizi çekiştirdik.
Elbette bu tek sorun değildi, Artık son zamanlarda Latin alfabesine geçmeye karar vermiş olsalarda benim oraya gittiğim yıllarda kril alfebesini kullanıyordu Kazakistan. Bu da benim için tamamen bir kabus olmuştu, çünkü yazılanları okuyamıyordum. Bir markete gidip su almak istedim. Ama bu o kadar kolay değildi. Markette bir giriş arada bir tezgah ve tezgahın arkasında bana bakan bir kadın vardı. Birşeyler söylüyordu ama Allah bilir ne söylüyordu. Mario oynarken bülüm sonu canavarı ile karşılaştığınızı düşünün bir de daha birinci bölüm kale arkasında prenses yok. Neyse Türkiye mantığı ile devam ederek dolaptaki 1,5 litrelik şişelerden birisini gösterdim ve elimdeki parayı uzattım. Gaz, maz bişeyler dedi tabi bende karşılığı olmadı söylediklerinin bana bir şişe uzattı paradan da istediği kadar aldı bana gerisini verdi. Parayı geçtim ama eve gidip su içiyorum diye yogun gazlı bir sodayla karşılaşmak evde başka içecek olmaması, güvenliğin yeterli olmaması, elindeki vizenin sıkıntılı olması gibi nedenlerle dışarı çıkamamak….
Düşüyorum da yaşadıklarımı pek keyifli değil aslında. İlk gittiğimde her akşam saat 9 gibi gelip kapıyı yumruklayarak birşeyler söyleyen birileri olmasına alıştım, onlar bunu yaptıklarında aa uyku saatim gelmiş diyerek yatıyordum. Bir kere daha bu gerçekleşti bende gidip yattım ama sonra yaşayacağım süprizi bilmiyordum. Şu yazıda detaylı anlatmıştım.
Bu sadece Kazakistan, yani daha başlangıç Rusya’da dil yüzünden çektiklerim, Umman’da yaşadıklarım, Almanların iş yerinde sadece Almanca konuşması işin detaylarını yakalayamam… Yurtdışında Çalışmak dil bariyenin en büyük sorun olarak karşınıza çıkması demek aslında.
Peki bunun basit bir çözümü var mı? Kısa vadede yok, uzun vadede ise bu dili öğrenmek için çaba sağlamanız hem o ülkenin insanlarının takdirini toplar hem de sizin entegra olmanız için tüm kapıları açar
2. Kültürel Farklılarlar
Her ülkenin kendi ritmi, kendi nabzı var. Bir ülkede olağan olan şey, başka bir yerde garip karşılanabilir. İş yapma biçimleri, insanlar arası mesafe, selamlaşma biçimleri… Hepsi kültürel kodların birer yansıması.
Kazakistan’da her doğum günü âdeta milli bayram gibi kutlanıyordu. Hatta bazen bir doğum günü bahanesiyle tüm gün izin alınırdı. Amerika’da ise bireysellik ön planda; kimse sizden özel günlerde aşırı duygusallık beklemiyor ama işinizi en iyi şekilde yapmanızı bekliyorlar. Rusya’da Kadınlar Günü, gerçekten içten bir sevgiyle kutlanırken; Almanya’da dakiklik, neredeyse kutsal sayılıyor.
Çalışma kültüründe de durum değişiyor, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerde bir müdür kral gibi görülür ve hareket ederken, Amerika, Kanada, Almanya gibi ülkelerde kolay ulaşabilir kapısı sürekli açık olan direk ismiyle hitap edilen bir iş arkadaşı gibi görülüyor.
Bu farklar, ilk başta baş döndürücü olabilir. Ancak zamanla, insan kendini bu farklılıkların içinde bir sentez oluşturmaya çalışırken buluyor. Yapılması gerekende bu zaten. İlk fırstatta adepte olmak, gittiğiniz ülke sizin için değişmeyecek sizin o ülke için değişmeniz adapte olmanız gerekiyor.
3. Çalışma Koşulları
Çalışma ortamları da ülkeden ülkeye büyük farklılık gösteriyor. Türkiye’de katı bir hiyerarşi içinde çalışmaya alışkın olan biri, Amerika’daki yatay yapı karşısında ne yapacağını şaşırabiliyor. Rusya’da toplantılar yüksek sesle, doğrudan ve zaman zaman agresif geçerken; Almanya’da kararlar detaylı analizlere ve veriye dayalı olarak veriliyor.
Her ülkenin iş kültürüne alışmak için önce o kültürü anlamak, sonra ona uyum sağlamak gerekiyor. Aksi halde “Ben böyle öğrendim” demek, sizi dışarıda bırakabilir.
4. Kişisel Hayat ve Yalnızlık
Yurtdışında çalışmanın görünmeyen bir bedeli de yalnızlıktır. Arkadaşlarınız doğum yapar, mezun olur, evlenir, çocuk sahibi olur… Siz sadece WhatsApp grubunda gönderilen birkaç fotoğrafla yetinirsiniz. Bayramlarda annenizin elini öpememek, babanızla çay içememek, akşamları bir dost meclisine oturamamak zamanla kalbinizde bir boşluk oluşturur.
Yabancı bir ülkede yaşamak bazen bir hayalin gerçeğe dönüşmesi gibidir; bazen de hayallerin içinde yalnız bir yolculuk. Her iki durumda da, bu süreç insana çok şey öğretir. Sadece mesleki değil, insani anlamda da büyürsünüz.
Bu nedenler Yurtdışında Çalışmak yad Türkiye’de çalışmak tercihini yaparken değerlendirmeniz gereken faktörler. Yurtdışında Çalışmak size çok şey katar ama bir çok şeyide alır götürür.
en de benzer deneyimler yaşadın mı?
Eğer bu yazı sana bir şeyler hissettirdiyse, lütfen paylaş. Facebook’ta, Twitter’da, LinkedIn’de veya Ekşi Sözlük’te… Yorumlarını da bekliyorum. Bu blogun daha fazla kişiye ulaşması için desteğin çok değerli.
Her okuduğunuz satır, bir inşaat mühendisine daha cesaret olabilir.
Gezgin Şantiyeci sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.